![]() Suat ÇAĞLAYAN |




Geçenlerde Trabzon’a gittim. Orası, benim doğup büyüdüğüm, uzakta olduğumda burnumda tüten kenttir. Aslında “kent” değil de “memleket” desem daha doğru olur galiba. Çünkü, burnumda tüten Trabzon’un o çapraşık kentleşmiş “şehri” değil, köyleridir, yeşilidir, dağlarıdır. Daha doğrusu kendi köyüm tüter burnumda.
Her yıl ortalama 2-3 kez giderim. Gider gitmez de soluğu Trabzon’a 7-
8 km uzaklıktaki Dolaylı (eski adıyla Zambur) köyünde alırım. Köyün her tarafı betondan yapılmış evlerle dolsa da, fındıklıklar bakımsızlıktan eski canlılığını taşımasa da, insanlar evlerde yapılan mısır ekmeği yerine artık hazır ekmek yiyorsa da, bir başka yeşildir, bir başka güzeldir benim köyüm.
Trabzon’un kent havası da bir başkaydı “eskiden”. Babamın, köyden kente gideceği zaman, başındaki şapkayı çıkarıp foter (ya da fötr şapka) giydiğini çok iyi anımsarım. Annem de, köyden “şehre” yani kente gideceği zaman, başına örttüğü “Keşan”ın yerine eşarp takar, beline bağladığı peştemalı da çıkarıp mantosunu giyerdi de öyle giderdi.
Yani kente gitmek demek uygar ortama girmek demekti. Trabzon köylüsü ona göre giyinir ve öyle inerdi Trabzon’a eskiden.
Bu “eskiden” sözcüğünün altını kalın çizgiyle çizersem, yitirilenlerin neler oldğunu size daha iyi anlatmış olurum herhalde.
*********
Ama Trabzon’daki değişimi görmek için öyle 20- 30 yıl geriye gitmeye gerek yok. 3-5 yıl öncesiyle bugünü kıyaslamak bile Trabzon’un ne yönde ve ne kadar değişmekte olduğunu gözler önüne seriyor.
Trabzon’da şu son birkaç yıl içinde gördüğüm değişimi o kentte yaşayanların ağızlarından da duymak mümkün. Gerek benim gözlemlediğim ve gerekse orada yaşayanların anlattıklarından birkaç örnek verirsem Trabzon’un nereye doğru gittiğini daha iyi değerlendirebilirsiniz.
1- Son birkaç yılda (zaten var olan) “mahalle baskısı” çok çok artmış. Örneğin, Cuma namazlarına gitmeyenler Cuma günleri öğle saatlerinde adeta saklanmaya başlamışlar.
2- Karadeniz Üniversitesi’nde de böylesi baskıların artmakta olduğunu, öğrenciler arasında her an bazı sıkıntıların yaşanabileceğini söylüyorlar.
3- Beni akşam yemeğine davet eden bir arkadaşım, karşı masada oturan birilerini göstererek şunları söyledi.
“ Şu gördüğün insanlar var ya, onların önündeki su bardaklarında su değil rakı var. Rakı içtikleri anlaşılmasın diye içine su katmıyorlar ve su bardağında içiyorlar.”
Şaşırdım. Gerçekten de yudum yudum içiyorlardı önlerindeki su bardağından.
Aslında MHP eğilimli olan o arkadaşım şunları da söyledi:
“Şimdi bulunduğumuz yer gibi içki veren restoranların sayısı fazla değil. İnsanlar içki içtikleri anlaşılır korkusuyla genellikle evlerinde içiyorlar. Trabzon’da içki içiliyor, ama bu restoranlara gelmeye çekiniyorlar. İçki tüketimine bakarsanız, Trabzon’un diğer illerden pek geri kalır tarafı yok”
4- Mahalle baskısının hangi düzeyde olduğunu göstermesi bakımından bir başka örnek daha size: Tanıdığım bir hanım daha önce namaz kılmazdı. Namaza başlamış. Buna mahalle baskısının neden olup olmadığını öğrenmek istediğimde bana şunları söyledi:
“Çevremdeki kadınlar namaz kılıyorlar. Ben kılmadığım için onlardan uzak kalıyordum. Daha doğrusu beni aralarına almak istemiyorlar gibi geldi bana. Ayrıca bir eksiklik de duyduğumdan namaza başladım.”
5- Trabzon gibi büyük bir üniversitenin olduğu bir kentte kültür, sanat ve edebiyat kitapları satan kitabevi sayısı sadece iki imiş. Herkesin çok iyi bildiği 24 Şubat Kitabevi’nin son yıllarda kapanmış olması da kitaba gösterilen ilginin ne denli azalmakta olduğunun bir göstergesi.
6- Bir de Trabzon’da bulunan bir tarikat okulu ile ilgili bir gözlemim var. Sosyal demokrat olduğunu bildiğim bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Yanında 12-13 yaşlarındaki oğlu oturuyordu. İyi eğitim alması için bu oğlunu tanınmış bir tarikat okuluna gönderiyormuş. Elbette bu seçimi hoşuma gimedi ama yapılacak ve söylenecek bir şey yoktu. Ben sormada o anlatmaya başladı:
“Çocuklarla çok iyi ilgileniyorlar. Benim oğlum yatılı değil, yani akşamları eve geliyor. Okulda “ağabeyler, ablalar” var. Bunlar evci olan çocukları bile bazı geceler toplayıp kurs(!) veriyorlar. Hafta sonları özellikle çocukları el altında tutmaya özen gösteriyorlar. Okul dışındaki bu toplantılarında, ders çalışıyorlar, film seyrediyorlar ve de okulun sahibi olan tarikat önderinin vaazlarını ya teypten ya da filmden izliyorlar. Yani bu okulda çocukları kendi felsefelerine uygun olarak yetiştiriyorlar.”
Madem öyle, sen ne diye bu çocuğu onlara kaptırdın diyecek oldum, bana;
“Sen benim ne durumda olduğumu biliyor musun?” dedi. Sonra da iş yaşamında 2000 krizi sırasında nasıl battığını, şimdi ise paçayı nasıl kurtardığını(!) anlattı.
En önemlisi de şu; Eskiden arkadaşım olan o kişi, bunları bana anlatırken yanında, elleri dizlerinde oturan oğlu sürekli babasına; “Baba ne var bunda? O “abi”ler çok iyi insanlar. Hem …(tarikat reisi) bize çok şey öğretiyor…” gibi müdahalede bulunuydu.
****
Bu gözlem sadece Trabzon’a ve oradaki yakın çevreme ait. Türkiye’nin her köşesi bundan farklı olmasa gerek. İzmir bile yakın gelecekte dinci tarikatçı markaj altına girecektir.
****
Türkiye, rejimiyle bütünlüğüyle sabun gibi elimizden kayıp gidiyor. Biz hala televizyonlardaki şov programları ve dizilerle uyutuluyoruz.
Ne diyelim?
İyi uykular Türkiye!!!!!!
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim | haber | haberler | ege haberleri





