12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Arsenik aldatmacası ve İzmir
09 Eylül 2008 00:00


 



Tayyip Bey’in güvenini kazanmak için onun tetikçiliğine soyunan Ankara Büyükşehir Belediye (BŞB) Başkanı Melih Gökçek, arseniği diline dolamış, İzmir BŞB Başkanına saldırıyor



“İzmir halkı arsenikli su içiyor!”



Elbette, sadece Melih Bey değil İzmir BŞB’sini karalamaya çalışan. Tayyip Bey’in başkanlığında bir “İzmir’e taarruz mangası” oluşturulmuş. Bu manga şöyle bir görev bölümlenmesi yapmış sanki:



-Polemiği en iyi beceren kişi olarak bilinen Melih Bey, devamlı ekranlara çıkarak çamur atma çalışmalarını sürdürecek (Bu arada, Sayın Kocaoğlu, sanki Melih Gökçek’in ne biçim bir şey olduğunu bilmiyormuş gibi onunla televizyonlara çıkacak!!!)



-AKP’nin getirdiği, ya da AKP’lileşmiş olan bürokratlar, İzmir BŞB’sinin yapmak istediği her iyi şeyi engellemeye çalışacak



-Ve de bu taarruz mangasının başı olan Tayyip Erdoğan, her tür bel altı yolu kullanıp İzmir BŞB’ni  vurarak, CHP’yi İzmir’de küçük düşürmeye çalışacak.



 



Ağızlarına doladıkları şey, İzmir’in suyundaki arsenik miktarı!



Arsenik konusunun nasıl sömürüldüğünü anlamak için şu konuların bilinmesi gerekir.



1-Arsenik suda vardır ve olacaktır. Bugüne kadar, onlarca, yüzlerce yıldır dünyanın birçok ülkesi (ABD, İspanya gibi gelişmiş ülkeler dahil), bugün çok yüksek düzey olarak kabul edilen arsenikli sulardan içmiştir.



2- Yüksek arsenik düzeyinin zehirli olabileceği düşünülerek (laboratuar çalışmalarıyla), yetmişli yıllarda Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından içme suyunda bulunabilecek en yüksek arsenik düzeyi 50 ppb olarak belirlenmiştir.



3- İzmir’in tüm yer altı suları da bu 50 ppb’nin çok altında olduğundan bugüne dek herhangi bir önlem almaya gerek olmamıştır.



4- Ancak, DSÖ - ve onun ölçütlerini kullanmak zorunda olan Sağlık Bakanlığı- birkaç yıl önce “2005-2008 arası geçiş süreci olmak üzere, 2008’den itibaren içme sularında arsenik 10 ppb düzeyinin üzerinde olmayacaktır” diye bir karar almıştır.



 Yani düne kadar 49 ppb arsenik içeren suyu güvenle içenlerin, aynı su ile arsenik zehirlenmesine uğrayacakları gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.



 Bilim adamları, çevre ve halk sağlığı uzmanları, tıp adamları ve elbette sağlık bakanlıkları DSÖ’nün koyduğu kurallara uymak zorundadırlar.



  Ama yine de bazı gerçekleri irdelemek ve bu gerçeklerin ışığında bazı şeyleri kamuoyu ile paylaşmak –zor olsa da- gerekli gibi görünmektedir.



1-     Arsenik zehirlenmesi ya da vücuda kanser yapıcı düzeyde arsenik girmesi için “TONLARCA SUYUN İÇİLMESİ” gerektiği bilim adamlarınca söylenmektedir.



2-     Arseniğin belirgin birikimi olmadığına ve idrarla atıldığına göre günde üç ton değil, en çok iki üç litre su içen bir kişiye bu kadar arseniğin verebileceği bir zarar sorgulanmaktadır.



3-     2008’in 22 Ocağına kadar 49 ppb arsenik içeren suyu afiyetle içenlere, 23 Ocaktan itibaren “Aman haa..dikkat et kanser olursun. Bu sudaki arsenik 10 ppb’nin altına inmeden onu içme” demenin ne kadar mantıklı olacağı ayrı bir sorgulama konusudur.



 Şimdi, DSÖ ile ilgili bazı “gerçekleri” de ortaya koyarak yukarda yarattığımız kafa karışıklığına biraz ışık getirelim.



DSÖ, her ne kadar ülkelerin sağlık politikaları için standartlar koyan bir örgüttür. Bu örgütün içinde, birbirinden ayrımı çok iyi yapılmamış iki büyük grup vardır. Bir grubu “sağlık alanında çalışan uzmanlar” oluşturur, diğer grubuysa “strateji uzmanları ve yöneticiler”



DSÖ içinde çalışanlar- hangi grupta olurlarsa olsunlar- kendi varlıkları için sürekli “dünyayı tehdit eden!!” konular bulmak, yaratmak(!) zorundadırlar.



DSÖ, doğal olarak da, her yaratılan çalışma alanında gelişmiş ülkelerin “TEKNOLOJİ ÜRETEN” firmalarıyla çok yakın iletişim(!) içinde olacaktır



Ne deme istediğimi birkaç örnekle anlatayım:



Aşı teknolojisi, sürekli yenilenen bir teknolojidir. -Tehdit edici olsun olmasın- her hastalığa karşı yeni aşılar üretmek ve böylece ayakta kalmak zorundadır. İşte burada –aşı teknolojisine yeni alanlar yaratmada – DSÖ yerdımcı güç olarak devreye girmektedir.



 Her yıl Eylül ve Ekim aylarında bir DSÖ yetkilisinin “Bu yıl grip salgınından 3 milyon kişinin ölmesi bekleniyor” diye dünyayı ayağa kaldırıp 3 milyar dolarlık grip aşısı sattırması bundandır



 Yine her yıl aynı aylarda “Dünyada, menenjit, zatürre, suçiçeğinden ölenler çok artıyor” diye bu hastalıkların aşılarının reklamlarının yapılması da bundandır.



Bu örnekleri başka sağlık alanlarına da yaymak olasıdır.



ANCAAAK…Verilebilecek en canlı bir diğer örnek: ARSENİK ARITMASI’dır.



 



DSÖ, sudaki arsenik miktarını 10 ppb ile sınırlandırma kararı alırken, bunun dünyaya ve özellikle de gelişmekte olan ülkelere maliyetinin ne olacağını bilmiyor mudur?



 



İzmir BŞB Başkanlığı İzmir suyunun %40’ını arıtmak için (arseniği 10 ppb nin üzerinde olan suların tamamı) tam 15 milyon Euro’luk yatırım yapmış. Bu miktar büyük olasılıkla Türkiye’de 200-300 milyon Euro’yu bulacaktır.



DSÖ, aldığı bu kararla arsenik arıtma firmalarına dünya ölçeğinde 5-10 milyar dolarlık bir kazanç sağlamaktadır.



                                  



Arsenik üzerinden iki büyük vurgun yapılıyor



Biri Türkiye’de Tayyip Bey’in yapmaya çalıştığı “siyasi vurgun”



Diğeri ise DSÖ’nün, arsenik arıtma firmalarına sağladığı “ekonomik vurgun”



 



Burada da Tayyip Bey’in çıkarları ile uluslar arası holdinglerin çıkarları örtüşüyor.



Şanssızlık mı, kader mi? İnsanın isyan edesi geliyor.



  



 


Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yazarın Diğer Yazıları
ALINTI YAZILAR
ANKET
Eurovision Şarkımızı Beğendiniz mi ?