![]() Suat ÇAĞLAYAN |




AKP’nin kapatılma davasında hazırlanan iddianame hepimizi heyecanlandırmıştı. Yargıtay Başsavcısı, umutlarımızın kırılması aşamasında yaptığı çıkışla, laik Cumhuriyetin korunması ve kollanması görevinin yüksek yargıda olduğunu göstermiş ve umutların yeniden canlanmasını sağlamıştı.
Ancak, herhalde hukuk tekniği açısından olacak, sadece AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu iddia edilmiş, bu eylemlerin sonucu olarak ülkenin içine sokulduğu atmosferden bahsedilmemişti.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi de iddianamede yazılı olan somut söylemleri esas almış ve bu söylemlere dayanarak çoğunlukla, AKP’nin laiklik karşıtı eylemler için odak oluşturduğuna karar vermiştir.
Oysa ki Türkiye’nin AKP tarafından içine sürüklendiği durum Tayyip Erdoğan’ın da, Abdullah Gül’ün de, Bülent Arınç’ın da suç unsuru oluşturan söylemlerinden daha vahimdir.
Yani durum, Yargıtayın da Anayasa mahkemesinin de yorumladığından çok daha vahimdir.
AKP iktidarı bugüne kadar öyle şeyler yapmış, Türkiye’nin havasını öylesine bozmuştur ki, Türkiye, “FAŞİST bir DİNCİ ATMOSFER”in etkisi altına sokulmuştur.
Belki hukuk tekniği açısından iddianamede, oluşturulan bu atmosferi tanımlamak kolay olmayabilirdi, ancak bu atmosferi anlamadan AKP’nin Türkiye’yi nereye götürmekte olduğunu anlamak pek kolay değildir.
Türkiye’de laik Cumhuriyet’in en önemli eylemi olan “Tevhidi tedrisat” yani “eğitimde birlik”, tarikatlar tarafından yönetilen kaçak kuran kurslarındaki yüzbinlerce “din öğrencisi” nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bu kuran kurslarının ve tarikat yuvalarının bulunduğu bölgelerde halk üzerinde yaratılan dinci atmosfer baskısı, kendilerine katılmayan veya yardım etmeyenleri yıldırmaktadır.
AKP örgütleri tarafından görevlendirilen “Mahalle önderleri” -abiler, ablalar denen kişiler- davet ettikleri mahalle bireyleri ile yaptıkları peryodik toplantılarda, sadece gıda ve kömür dağıtmakla kalmamakta, onları iş bulma vaadiyle dinsel bakımdan da yönlendirmekte ve türban takmalarını teşvik etmektedirler.
Anadolu’nun birçok yerinde lokantalarda içki servisi yapılmamakta, içki içenlere “dinsiz” gözüyle bakılmaktadır. Bu durumun, yaklaşan Ramazan ayında çok daha büyük boyutlara ulaşması kaçınılmazdır. Ramazan ayında yemek yiyenlerin saldırıya uğraması olasılığı artık her zamankinden fazladır.
Yoğunlaşan bu köktendinci atmosfer, dini kullanarak kazandığını siyasete dönüştürmekte –AKP sanki İslam dinini temsil eden bir partiymiş gibi- AKP’li olmayanlar üzerinde “Kuran üzerine yemin ettirmek” dahil her türlü baskıyı uygulayarak onları AKP saflarına getirmeye ikna(!) etmeye çalışmaktadırlar.
Atatürk’ün laik Cumhuriyetini savunanlar ne yazık ki –ikinci Cumhuriyetçi liboşların da yardımıyla- artık “marjinal ulusalcılar” olarak görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi bile “laiklik karşıtı odak” olduğunu tescil ettiği bir partiyi “iktidarda tutarak” ona “bir daha yapma, olur mu?” türünden göstermelik bir ceza verebilmektedir.
(Burada akıl almaz olan şey şudur: On bir üyenin 10’u, evet AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağıdır demesine karşın, nasıl oluyor da bu üyeler kapatma cezası vermiyorlar. Hadi kapatmadılar, nasıl oluyor da hazine yardımının tamamının değil de yarısının kesilmesine karar veriyorlar, anlamak olası değil)
****
Özetle, Türkiye’nin içine sokulmuş olduğu “baskıcı dinci atmosfer” AKP kapama davasında kullanılan tüm somut iddialardan daha önemli ve daha tehlikeli bir durumdur.
Keşke Anayasa Mahkemesi Üyeleri, kararlarını vermeden önce kimliklerini gizleyerek Anadolu’nun herhangi bir kentinde yaşananları yerinde izleme şansına sahip olsalardı.
Keşke Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanları, tebdili kıyafet ederek gidip Anadolu’da, kendilerine Atatürk’ün emanet ettiği laik Cumhuriyetin ne halde olduğunu görebilselerdi.
****
AKP sayesinde gelişen dincilik akımlarının Anadolu üzerinde oluşturduğu atmosfer Türkiye’nin oksijenini tüketmektedir.
Başta bizler olmak üzere, Cumhuriyeti koruma ve kollama sorumluluğunda olanlar acaba bu durumun farkında mı?
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim | haber | haberler | ege haberleri



