![]() Suat ÇAĞLAYAN |




Tamam, milliyetçilik ve ırkçılık Olimpiyatların ruhuna aykırıdır.
İnsan, kendi ırkını seçme şansına sahip değilse de –büyük engellere karşın- kimlik cüzdanında yazılı olan milliyetini değiştirme şans ve hakkına sahiptir.
Bu böyleyse de, herhangi bir branşta üne ve yeteneğe sahip “yabancı” sporculara para ve çıkar sağlanarak, Milli Takım için onları transfer etmek geniş kesimlerden eleştiri almakta. Bu “transferler”, belki Olimpiyatlarda veya Dünya şampiyonalarında derece alıyorlar ama çıktıkları şeref kürsüsünde ulusal marşı bile söyleyemeyen (veya özellikle söylemeyen) görüntüleri, ve ulusal heyecandan yoksun, donuk ve anlamsız tavırları herkesi rahatsız ediyor.
Bu durum, böylesi sportif transferlerin “etik” olup olmadığının sorgulanmasına yol açıyor.
Bu yolu ilk açan rahmetli Özal olmuştu. 10 milyon dolar dolayında bir para harcayarak Naim Süleymanoğlu’nu.Bulgaristan’dan kaçırmış ve Türkiye adına yarıştırmıştı. Gerçi o zaman bu olay hiç kimseyi rahatsız etmemişti. Çünkü sonuçta Naim, hem Türk kökenliydi, hem de Türk olmakla övünen, Türkçe konuşan, İstiklal Marşı çalınırken gurur ve heyecan duyan bir sporcuydu.
Şimdi, Olimpiyat şampiyonu olduğu için yere göğe sığdıramadığımız Ramazan Şahin’e bir göz atalım:
Asıl adı Ramazan Irbayhanov
Türkçe bilmiyor, tercüman aracılığıyla konuşuyor
Gazete haberine göre (Vatan, 21 Ağustos) Türkiye’ye gelmesi için onu amcası ikna etmiş. Yoksa Ermenistan’a gidip orada spor yapabilirmiş.
Olimpiyat şampiyonu olarak çıktığı kürsüde, İstiklal Marşımız söylenirken, değil söylenenlere eşlik etmek, ona saygının gereğini bile yerine getirmeden ağzıyla bir şeyler söylüyor(!) ve sıkılmış gibi başını sağa sola çeviriyor.
Türkiye Cumhuriyetini temsil ederek çıktığı o kürsüde yaptığı bir el işareti var. Kimine göre İBDA-C, kimine göreyse Çeçen milliyetçilerinin zafer işareti. İBDA-C laik Cumhuriyete düşman bir örgüt, Çeçen milliyetçilerinin bazı eylemleriyse Devletimizi dış politikada sıklıkla zora sokmakta, Yani, her ikisi de ulusal çıkarlarımızla uyumlu değil.
Elbette dış görünüşü veya inancı kimseyi ilgilendirmez. Ama onun sakallarını, finali kazandıktan sonra minderde namaz kılmasını ve antrenörünün de aynı sakala sahip oluşunu, verdiği İBDA-C selamı ile bir araya getirince alınan mesaj hiç de hoş değil.
Şimdi, Olimpiyatta ikinci avuntumuz olan Elvan’a gelelim.
Etiyopya’dan transfer etmişiz bu sevimli kızı.
Kara, kuru, ezik bir Afrikalı.
Neyse ki Türkçe öğretmişiz.
On bin metrede kazandığı ikincilik için Türk Bayrağı çekilirken, Ramazandan daha heyecanlı, daha mutlu.
Ama ne olursa olsun, O da “yabancı” o da “transfer”
Şimdi belki bana “Başka ülkeler de aynı şeyi yapıyorlar. Masa tenisçilerine baksana. Neredeyse tüm ülkeler bir Çinli ile Olimpiyata katıldılar” diyebilirsiniz.
Elbette en önemli sorun bu. Ünlü sporcu transferine, ulusal takımlar için kısıtlamaları artırma gereksinimi ve zorunluluğu buradan geliyor.
“Bir Olimpiyatlık” sporcu “satın alınması” ne etik açıdan ve ne de sportif açıdan kabul edilebilecek bir husus değil.
O sporcular artık başka bir milli takımda yarışma şansına sahip olmasalar bile, kurulmuş olan “Olimpik sporcu” pazarından yeterince nemalanmaktadırlar. Bu da onlara yetmektedir.
Bu arada, basit bir ilgi ve destekle parlayabilecek bir çok yıldızımız ne yazık ki, yabancıların gölgesinde bırakılmakta ve bir kenara itilip yok edilmektedir.
Türk Bayrağını çektirmek elbette çok önemlidir. Ama o bayrağı çektiren kişinin kürsüde Milli Marşımızı söyleyerek duyacağı “Ulusal” coşku ve heyecan hepsinden daha önemlidir.
Bir kimse ABD yurttaşlığına alınırken Amerikan Ulusal Marşı olan “The Star-Spangled Banner”ı bilmek zorundadır.
Milli duygularda Amerikalılar kadar bile olamıyoruz.
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim | haber | haberler | ege haberleri





