![]() Suat ÇAĞLAYAN |




Osman'lının "Fener-ül Deniz" olayında bile...
13 Eylül 2008 00:00
Dinsel duyguları sömürerek toplanan paraların; bazı kişilerin ceplerine, bazı şirketlerin kasalarına veya yatırımlarına, bazı siyasi partilerin tanıtımlarına aktarılması sadece bugüne özel değil. Osmanlının gerileme döneminde de yoğun olarak kullanılan bir yöntemmiş.
Anlaşılan o ki, Osmanlının her yaptığını örnek alan ve bunu Atatürk'e karşı çıkmak için kullanan din sömürücüleri, Osmanlının en çok bu "para aşırma" yöntemini sevmişler. Foyaları meydana çıkar diye korktuklarından olacak, kendi "ampullerini" kullanma yerine, hayırseverleri "Deniz Feneri"nin altına götürmüşler ve oradaki loşluktan yararlanarak onların cebindekini "götürmüşler".
Hem de ne "götürme"!
Deniz Feneri'ne yardım adı altında topladıkları (saptanabilen) 50 milyon Euro ile şirketler kurmuşlar, bu şirketlere ticari gemiler almışlar, Türkiye'deki siyasi iktidarın en büyük destekçisi Kanal 7 tv ye büyük paralar transfer etmişler, bazı iddialara göre de, Başbakanlık tarafından kullanılmak üzere paralar göndermişler.
AKP, Kanal 7, Deniz Feneri, dinsel sömürü, parasal vurgun, kurulan şirketler, sömürülen hayırseverler...
Bu sözcükleri yan yana görüp de "hayır olmaz, bunlar birbirine yakışmıyor" diyeniniz var mı?
Osmanlının kuruluş döneminde şirketler, dernekler vs yoktu. Yoksulların en büyük umut kaynağı "EVKAF" yani vakıflar idi. Hayır için toplanan paraların bir kuruşu bile ne yöneticilerin ve ne de toplayanların cebine gitmezdi. Çünkü "iyi ahlak" sahibi olan hiç kimse böyle bir paraya göz dikemez, göz dikenler de anında "bertaraf" edilirdi.
Yükselme devrinde zaten büyük bolluk vardı ve vakıfların topladığı paralar - önemli suistimaller olmadan- ihtiyacı olanlara dağıtılıyordu.
Osmanlının gerileme devrinde ise bugünkü Deniz Fenerinin yaptığı "Fenerleme" benzeri olaylar başladı. Yardımlar, Evkaf yöneticileri tarafından, sadece insani gerekçelerle değil din sömürüsü de yapılarak toplanmaya, toplanan paralar Evkaf kasasına değil, bugün Deniz Feneri yöneticilerinin yaptığı gibi, vakıf yöneticilerinin cebine gitmeye başladı.
Elbette bu paraların bir kısmı da, vurgun zincirinin kesintisiz çalışması için, (bugün Deniz Fenerinde yapılanlar gibi) ülkeyi yönetenlere ve onları destekleyen kuruluşlara sunuluyordu.
Tıpkı bugün yapılanlar gibi...
1750'li yıllarda bu soyguna bir sadrazam karşı çıkmış. Sadrazam Koca Mehmet Ragıp Paşa, Evkaf idaresinin topladığı paraları iç etmesinden ve bir bölümünü de yukardakilere "rüşvet" olarak vermesinden rahatsız olduğundan, bu işi kotaran vakfı ( Diyelim adı "FENER-ÜL DENİZ" olsun) denetim altına almaya karar vermiş.
Yolsuzluk yapanları Evkaftan uzaklaştırmış, bazılarını hapse attırmış.
O zamanın sadrazamı bu duyarlığı gösterebilmişse, elbette bunun nedeni onun ahlaklı oluşu ve bu vurgun, rüşvet olayına bulaşmamış olmasıydı. Belli ki, Fener ül Deniz Vakfı yöneticileri ona yanaşamamışlar ve vermeye alıştıkları rüşveti verememişler.
Başbakan Erdoğan'ın Deniz Feneri'ne sahip çıktığını görünce aklıma Koca Mehmet Ragıp Paşa geldi.
Bir onun, inançları ve Allah'ı sömürerek para toplayanlara gösterdiği tepkiye bakın, bir de Tayyip Erdoğan'ın bugün aynı işi yapanları sahiplenmesine...
YORUMLAR
Bu yazıya ilk yorumu siz ekleyin.
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR
ALINTI YAZILAR
ANKET
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim | haber | haberler | ege haberleri
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim | haber | haberler | ege haberleri



