12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Sayın Genelkurmay Başkanım , lütfen...( 2 )
12 Ağustos 2008 00:00


                  





Önceki yazıda 80 sonrası Genelkurmay Başkanları anlatılmış ve Kıvrıkoğlu’ndan Özkök’e geçiş yapılmıştı.



                                  ****



1-     Org. Hilmi Özkök, işte böyle bir ortamda (AKP’nin 2 ay sonra iktidara geleceği aşağı yukarı belli olduğu bir zamanda) Genelkurmay Başkanı oldu.



  AKP, onun zamanında Milli Güvenlik Kurulu’nda TSK’yı meteoroloji müdürlüğü düzeyine indirdi.



  Onun zamanında Avrupa ile el ele veren AKP, TSK’yı AB’nin hedefi haline getirdi.



  Onun zamanında TSK’nın, ulusal güvenlik açısından çizdiği ünlü “kırmızı çizgiler” AKP tarafından ciddiye alınmadı (Kıbrıs, Kuzey Irak gibi).



  Sayın Özkök, AKP hükümeti ile “sular seller gibi uyumlu” çalıştı.



  Başbakan bu uyumu, kişisel samimiyet düzeyine indirgeyip sayın Özkök’e “Hocam” diye hitap edebildi.



  Onun zamanında TSK, Özal döneminde yaşanana benzer bir muamele ile karşı karşıya kaldı. Çünkü Tayyip Erdoğan da Özal gibi, TSK’yı Savunma Bakanlığına bağlı “profili yerlerde sürünen” bir genel müdürlük haline getirmek istiyordu.



 Onun zamanında, henüz yeni emekli olmuş bir Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral’e, eşinin kaprisli harcamaları nedeniyle yargılama izni verilmiştir. Bu olay TSK tarihinde bir dönüm noktasıdır. Çünkü, halkın gönlünde olan ve onun tarafından yüceltilen komutanların saygınlığı, bu basit yargılama ve ardından gelen hapis olayı nedeniyle yara almıştır. Zaten AKP zihniyetinin TSK’ya yapmak istediği de bu değil miydi?  



 Sayın Özkök’ün gideceği günü iple çekenlerin sayısı hiç az değildi. Çünkü AKP, laiklik ve Atatürk karşıtlığını inanılmaz boyutlara çıkarmış, tarikatlar kendilerine kurtarılmış bölgeler yaratmış, Tevhidi Tedrisat yani eğitimde birlik darmadağın edilmeye ve tarikatçı kadrolar başta polis olmak üzere devletin önemli kurumlarını ele geçirmeye başlamıştı.



  Bütün bunlar olurken Genelkurmay Başkanı tarafından “hükümetle uyum” mesajları vermek, hükümetin laiklik karşıtı eylemlerini- en azından- görmezden gelmek demekti.



2-     Org. Yaşar Büyükanıt işte böyle bir ortamda Başkan oldu. Özkök Paşanın susmakta olduğu dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Büyükanıt, AKP’den huzursuzluğunu dile getiriyor, Özkök’ten umudunu kesenlere bir umut olarak görünüyordu. Hele de soyadının “Büyükanıt” olması herkesi heyecanlandırıyor, demokratik sınırlar içinde AKP’ye “dur” diyebilecek bir güç olarak değerlendiriliyordu.



  Nitekim ilk aylar umut vermeye devam etti. Sözlü ve yazılı uyarıları, zaten kendisinden korkmakta olan AKP iktidarı için bir fren oluşturmaya devam etti. Gerçi, arada sırada yaptığı “sosyal” davranış ve konuşmaları nedeniyle eleştiri alsa da bu çok önemli değildi.



  Sonra ne olduğunu kimsenin anlamadığı olaylar gelişmeye başladı: Eski Org. Büyükanıt gitti, yerine sanki başkası geldi.



 - Kuzey Irak’a hareket emrini bir türlü vermeyen, harekat başladıktan sonra kısa zamanda çekilme  emrini veren AKP iktidarı Ama Muhalefet CHP tarafından eleştirilince, Sayın Büyükanıt bunu üzerine alındı ve CHP’ye hiç hak etmediği sözler söyledi



-  AKP’ye aşırı höşgörülü davranmaya ve –Anayasa Mahkemesi bile AKP’yi laiklik karşıtı olmakla suçlarken- onunla uyum içinde görünmeye başladı. AKP aleyhine sarfettiği bir söz olduğunda çok geçmeden daha ağırını muhalefet için söylemeye başladı.



- Org. Hilmi Özkök’ün yaptığının (Oramiralin yargılanarak hapse atılması) daha da ilerisi Sayın Büyükanıt döneminde yapılmış, biri Jandarma Genel Komutanlığı, diğeri ise Ordu Komutanlığı yapmış iki komutan, herkesin tartıştığı bir sivil savcıya teslim edilmiştir. Hem de –eğer gerekiyorsa-askeri mahkemede yargılanma olanağı varken.



- Son olarak, Askeri Şura toplantısında, 20 dolayında ihraç beklenirken TSK’dan hiçbir ihracın yapılmaması dosyaların yetişmemesi gibi bir gerekçeyle açıklanabilir mi?



  Bu “İlk ihraçsız Şura”nın, Sayın Büyükanıt’ın Tayyip Erdoğan’a ve Abdullah Gül’e bir jesti olduğunu iddia edenlerin haksız çıkmasını ne kadar isterdik!



  Sayın Büyükanıt’ın veda için gittiği Başbakan Erdoğan’la birlikte basına verdiği görüntüyü izlerken canım çok sıkıldı. Erdoğan tam anlamıyla “dörtköşe” olarak koltuğunda heybetli bir şekilde oturmuş, yüzünde çok mutlu ve hafif “müstehzi” bir görünüm var. Büyükanıt ise onun yanındaki koltukta neredeyse koltuğun içine gömülmüş, biraz hüzünlü, biraz mahcup.



Halbuki, daha iki yıl önce aynı ikilinin görüntüsü tamamen tersineydi: Tayyip Erdoğan ise mahcup, kaygılı ve suçlu psikolojisinde.



                                 ****



   Sayın Genelkurmay Başkanım İlker Başbuğ,



   Siz hem şanssız hem de şanslı bir dönemde görev aldınız.



  Şanssızsınız çünkü; Türk Silahlı Kuvvetleri şu anda, ülkenin her tür güvenliğine karar veren organ olan MGK’da etkisiz hale getirilmiş, AB+AKP işbirliği ile profili düşürülmüştür. Kendi ayağına sıktığı kurşunlar nedeniyle (komutanların yargılanarak hapse atılması) TSK zedelenmiş, halktaki algılanması değişmeye yüz tutmuştur. Üstelik TSK en önemli görevi olan laik Cumhuriyeti koruma ve kollama misyonunun dışına itilme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır.



  Diğer taraftan, bu ortamdan yararlanarak sizin bazı şeyler yapma şansınız bulunmaktadır. Laik Cumhuriyetin neredeyse yoğun bakımda olduğu bu dönemde siz, TSK’nın Başkomutanı olarak, Atatürk ilkelerine büyük kararlılıkla sahip çıkma şansınız vardır. Bu konuda yardım alacağınız en büyük güç, Anayasa Mahkemesinin AKP’yi “laikliğe karşı tehdit” olarak belirleyen kararı olacaktır.



  Sayın Genelkurmay Başkanım;



İki yıl sonra görevinizden ayrılırken –eğer Tayyip Erdoğan veya onun kafa yapısındaki biri hala Başbakan ise- veda için gittiğinizde, duruşunuzun bugünkü kadar kararlı ve “diri” olmasını diliyoruz.



Sizden mucize beklemiyoruz.  AKP’nin (AB’nin desteğini alarak) hem Devletimizde ve hem de TSK’da yarattığı tahribatı durdurabilirseniz, bu bile ülkemize soluk aldıracaktır.



Artık, aldığımız bunca dersten sonra, sizden öncelikle beklediğimiz şey şudur:



PRİMUM  NİL  NOCERE”



Bu söz tıpla uğraşanların çok önemsediği bir ilkedir ve “ÖNCE ZARAR VERMEMEK” anlamına gelir.



 



 



 



 



 



 



 



 



   



 



 




 



 



 



 



 



 



   



 



 




 



 



 



 



 



   



 



 



Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yazarın Diğer Yazıları
ALINTI YAZILAR